Markalaşma neden her şeyden önemli?

Toplum olarak bir çok kavramı yanlış anlama problemimiz maalesef bizi ciddi anlamda savuruyor. Bir bakıyorsunuz vatandaş bir kavramı kendi anlayışına göre kullanıp ahkam kesiyor, bir diğeri küçük dünyasında yanlış veya bambaşka bir algı ile kurguladığı bir terimi kullanarak  işleri çoktan hallettiğini düşünüyor. Derken günün sonunda ne oldu da bu noktaya geldik diye anlamsızca bakıp kalıyoruz. Terim, kelime ve kavramların doğru  anlamlandırılıp doğru şekilde kullanılması iletişim ve hayatımızın karmaşadan kurtulması bakımından çok çok önemli.

Gelelim markalaşma kavramına. Diğer bir çok terim gibi markalaşma tabiri de bu yozlaşmadan nasibini almış durumda maalesef. Mesela bazen bir firma sahibi ile markalaşma konusunda sohbet ederken hemen “biz marka tescili yaptırdık, marka altyapımız tamam hocam” deyiveriyor. Bir başkası “hocam bizim logomuz var, o yüzden sağolun” şeklinde kestirip atıyor. Öbürküsü “bizi bilen biliyor, biz zaten bölgemizde markayız” deyip işi sadece mevcut durumu ile bilinmek sanıyor maalesef.

Uzun uzadıya marka nedir olayını tartışmaya açmadan kısa ve net bir tanımla ilerlersek, marka olayı temelde bir şeyin diğerlerinden görsel, işitsel, algısal anlamda ayrışma ve tüketici nezdinde özel bir yer edinme başarısıdır. Örneğin simit bir üründür ve marka değildir. Ama “Simit Sarayı” altında satılan simit artık bir markanın ürünü olarak farklıdır, özeldir, harikadır, bambaşkadır, olsa da yesektir, müthistir vs. Esasen simit aynı simittir ama saydığım maddeler sıradan bir simit için çoğunlukla söylenmezken bir Simit Sarayı’nda satılan simitte müşteri nezdinde algısal olarak yer etmiş değerler olarak karşımıza çıkar. Sonuç olarak marka biraz da soyut bir kavramdır ve tüketici nezdinde çok çok farklı algı biçimleriyle kendisini gösterebilir.

Bir iletişim kuramına göre, söylediğiniz şeyin yalan veya doğru olmasından çok, ısrarla, tekrarla ve doğru sunumla iletişim ortaya koyarak hedef kitleyi ikna edebilirsiniz. Buradan çıkarımla diyebiliriz ki ülke olarak üretime odaklanmaktan daha çok markalaşmaya yatırım yapmak ve zaman ayırmamız gerekmekte. Denizli’li güzelim havlu üreticimizin ürettiği havluyu bir İsviçre markası etiketleyip 20-30 katı fiyata satabiliyorsa buradaki olay o markanın müşteri nezdinde oluşturduğu algı ve yaşam biçimidir.

Özetle üretmek bir şeyse markalaşmak 10, 100 veya bin şeydir, olması gerekendir, değerli olandır, odaklanmamız gerekendir. Aşağıdaki videoda değerli meslektaşımız Talha Gölören konuyu video anlatımla harika şekilde ortaya koymuş. Kendisine teşekkürle birlikte markalaşma bilincimize katkıda bulunması dileği ile istifadenize sunuyoruz.